|
|
OMURGASIZ HAYVANLARI TANIMAYA ÇALIŞALIM
EĞER bugün modern bir Nuh Peygamber çıkıp da, en ufağından en irisine kadar bütün hayvanlardan birer örnek almaya kalkışırsa, hiç şüphesiz onları önce boylarına göre sıralamayı düşünür. Ancak boylarına göre yapacağı rastgele bir sıralayış da onu asla memnun etmeyecektir. Çünkü devekuşu kanguru'nun yanına, arıkuşu da büyük bir örümceğin yanına düşebilir. O zaman bizim modern Nuh'umuz kanatlı ve tüylü hayvanları bir araya getirmeye karar verecek, diğer hayvanlara göre bunların birbirlerine daha çok yakıştığını anlayacaktır. Bundan sonra bir başka özellik daha dikkatini çekecek ve vakit geçirmeden karada yaşayan hayvanlarla. denizde yaşayanları birbirinden ayıracaktır. Fakat bu ayırmanın da ona yeteceğini sanmıyoruz. Çünkü denizin derinliklerinde yaşayan kabuklu hayvanlardan, sinek gibi altı ayaklı hayvanlara kadar daha birçok hayvanın bulunduğunu görecek, bunları da cinslerine göre ayırmaya çalışacaktır. Er veya geç, hayvanları ayırma konusunda çok önemli bir özellik dikkatini çekecek, bazı hayvanların omurgalı, bazılarının ise omurgasız olduğunu görecek. Bütün omurgalı hayvanları bir araya getirince de, bunların çok karışık vücut yapıları olduğunu ve kolayca beş gruba ayrılabileceğini fark edecektir. Balıklar, amfibyumlar, yılanlar, kertenkeleler, kuşlar ve memeliler. Diğer taraftan bunları bir yana bırakıp da omurgasız hayvanlara bakınca, hepsi birbirinden farklı, inanılmayacak kadar zengin hayvan çeşitleriyle karşılaşacaktır. Hayalimizde canlandırdığımız Nuh Peygamber'in karşısına çıkan bu hayvanları sınıflandırma problemi, zooloji bilginlerinin çok eskiden beri üzerinde çalıştıkları bir konudur. Zooloji bilginleri canlı varlıkların birbirleriyle ilgilerim, nereden geldiklerini hayat şartlarını araştırırlar. Hayvanlar hakkındaki bilgilerimizin çoğu son iki yüz yıl içinde yapılan araştırmalar sonucu elde edilmistir. Büyük bilgin Lamarck ancak bundan yüz elli yıl önce bütün hayvanları iki ana gruba ayırmıştı: Omurgalılar ve omurgasızlar.
|
|
|
|
|